18 Mayıs 2010 Salı
Boxer ımın Kenarı
Ya da mayıs sıkıntısı…
5n 1k.
Ne? Parti liderinin malum hanımla görüntüleri…
Ne zaman? 7 Mayıs 2010
Nerede? Belli değil (şimdilik)
Nasıl? Öyle!
Neden? Neden mi?
Kim/ler? Deniz Baykal ve Nesrin Baytok.
Sonuç? Baykal’ın genel başkanlıktan istifa ederek siyasi mevta haline gelmesi!
Koskoca Cumhuriyeti kuran parti, günümüzün ana muhalefet partisi…
Ana… Anam! Ok yaydan çıktı.
Ne oldu 6 ok bir yerine mi battı!
Evet, bak korkudan boxerim sırılsıklam oldu!
Bu durumda kim ne demiş;
Başbakan Erdoğan; Eşlerini aldatan mağdur olamaz!
Gürkan Hacır; Deniz bey’in hatası yasak ilişki değil, ‘Siyasal Ensest’ yapmasıdır!
Esra Elönü; Postanın gönderilmesi değil, pulun yapıştırılma biçimiydi bizi üzen.
Sevilay Yükselir; Çünkü eski kral artık çıplak yakalanmıştır! Yeniden giydirseniz bile, halk nezdinde o çıplak silueti asla ama asla unutulmayacaktır! Öyle tahmin ediyorum ki bu şarkı burada bitmez.
Baykal bunu hep yapıyor! Seçimleri kaybettiğinde de yaptı. Üç gün inzivaya çekilip aile meclisi ya da CHP ‘ihtiyar heyeti’ toplanıyor. Üç günlük kuluçka döneminden sonra açıklama geliyor: CHP Genel Başkanlığından istifa ediyorum!
Eksik olan şu ki; Baykal Türk milletinden, kendisine oy verenlerden, Eşi Olcay hanımdan ve İkinci kadın Nesrin hanımdan özür dilemeliydi. Bunu yapmadı.
‘Hepimiz Deniz Baykal’ız!’
Olur!
Ben görüntüleri seyretmedim. Ne yani 70 yaşını devirmiş bir adamın erotik görüntülerini mi seyredecektim. Mehmet Sevigen diyor ki; kendisini siyasete adadı ve ailesini ihmal etti. İhmal ettiği gayet açık seçik!
Henüz kutlu doğum haftası münasebetiyle yaptığı ve beğeni toplayan konuşma hafızalarda iken…
Aman büyük konuşmayayım! Ben bu günahı işlemem dersen, o günahı işleyene kadarda şeytan uğraşırmış. Allah kimsenin ayağını kaydırmasın. 7 yaşında kınadığın 70 yaşında başına gelirmiş. 70 yaşında da böyle bir şey yaşamak doğrusu istemem. Allah sadece düşmanımın başına versin!
Baykal şunu deseydi; bana ilk taşı hiç günah işlememiş olan atsın. Hımm. O taşı ben atabilir miyim diye düşünüyorum, Can Dündar’a atamadım, Ali Kırca’ya atamadım. Baykal’a mı atayım.
Kem küm! Mırın kırın! Neyse geçelim, geçelim de ‘Kendi günahımızı başkasının cehenneminde sınayalım.’
Orhan Duru, Yazı ve Sızı’sın da diyor ki;
Hallerini gördük insanın
Yunus örterdi usulca
Freud açar!
Basın da pek çok kalemin gerçekler henüz ortaya çıkmadan olayın üzerine toprak örtmelerini yadırgıyorum doğrusu. Ki Baykal bile savcılara yardımcı olmayı istemezken.
Sanki Baykal, Nesrin hanımdan su istemiş de su üzerine dökülmüş ve pantolonunu çıkarmak durumunda kalmış gibi davranıyorlar. Ben demiyorum ki Freud’culuk yapalım. Her şeyi iğdiş edelim! Yapılanlar doğru ise yanlış olan ne peki? Sevenleri açlık grevi yapıyordu ya evinin önünde. Şu halde dönerse bizzat ben kendim tokluk grevi yapacağım! Demedi deme!
Bu arada bir erkeğin en aciz olduğu an ise pantolonsuz halidir! Ayağında ki boxerle kimseye bir şey anlatamazsın.
Şeytan azapta gerek!
Denizden kaset çıksa yerim!
Tamam, Baykal Laiklikten ödün mü verdi. Cumhuriyet kazanımları, altı ok, temel değerler dimdik ayakta! Kim diyor iktidar olmak istemediğini. Gayet iktidara muktedir işte.
İyi de Baykal ne yapmış, ‘Devleti mi soymuş, milletimi? Birbirlerini soymuşlar.’ Tamam, gizli kamera görüntüleri, yayına verilmesi adice ama realite de çok da masum değil. Ya görüntüler internet ortamına verilmeseydi; ‘tatlı hayat’ devam mı edecekti? Efendim!
Oray Eğin, Öyle bir teflon ki ne yenilgiler ne inadın doğurduğu sonuçlar ona yapışmıyor, demişti.
Eski halk partili Ertuğrul Günay demiş ki; Cumhuriyet Halk Partisi kapatılsın. Cumhuriyet tarihini araştıran vakıf olsun. Böylece genel başkan aramaya gerek kalmaz.
-Baba, hadi gel televizyonda ‘Geniş Aile’ başladı.
Boxerinin altına slip don giyen Ulvi!
Yanardağının etekleri tutuşan Ulvi!
Çölde çıplak kalsan, bulduğun yaprağı önce arkana mı yoksa önüne mi koyarsın? Sence? Bence yüzümü kapatırdım.
Herkes komedyenlere gülümser
Bazısı kaderine…
Birinci Cumhuriyetin son kalesi de gitti, uğurlar olsun!
Hoş geldin Kılıçdaroğlu!
11 Mayıs 2010 Salı
8 Mayıs 2010 Cumartesi
7 Mayıs 2010 Cuma
Şehirlere İnanmıyorum
Her gün betondan evler dikilirde şehirlere
dolarda boşalır içleri.
Bir mahalle yaşarda
sefertası apartmanlarda
selamsız sabahsız,
asansörde karşılaşılır.
Kepenkler küçük surları olmuş
dükkanların.
Her sabah fethedip dururlar.
Şehirlere inanmıyorum ki!
Orada kediler tok, insanlar aç.
Bereketsiz toprakları mezarlık yapıp
mezar taşlarını süslediler.
Kendileri yetmiyormuş gibi
bir de,
Köpeklerini gezdirdiler
yamalı asfaltlarda.
İki köy uzaklığı nedir bilmez onlar.
İki yürek kaç dönüm eder
bilmedikleri gibi.
dolarda boşalır içleri.
Bir mahalle yaşarda
sefertası apartmanlarda
selamsız sabahsız,
asansörde karşılaşılır.
Kepenkler küçük surları olmuş
dükkanların.
Her sabah fethedip dururlar.
Şehirlere inanmıyorum ki!
Orada kediler tok, insanlar aç.
Bereketsiz toprakları mezarlık yapıp
mezar taşlarını süslediler.
Kendileri yetmiyormuş gibi
bir de,
Köpeklerini gezdirdiler
yamalı asfaltlarda.
İki köy uzaklığı nedir bilmez onlar.
İki yürek kaç dönüm eder
bilmedikleri gibi.
4 Mayıs 2010 Salı
30 Nisan 2010 Cuma
28 Nisan 2010 Çarşamba
27 Nisan 2010 Salı
26 Nisan 2010 Pazartesi
25 Nisan 2010 Pazar
23 Nisan 2010 Cuma
Çekirge- Usta Diyalogları 4
Çekirge- Öncelikle maddi durumunuzu öğrenebilir miyiz?
Usta- Çok vahim, yoksulluktan yağsız et yiyoruz!
Ç- ‘Halkların kardeşliği’ desem?
U- Siz kardeşsiniz evlenemezsiniz derim!
Ç- Şu anki psikolojinizi öğrenebilir miyiz?
U- Ara sıra insanlaşabiliyorum!
Ç- Neden böylesiniz?
U- Nasıl yani; fabrika ayarlarımla oynanmış gibi mi davranıyorum?
Ç- Biliyorsunuz, A.B.D. Başkanı Obama ya Nobel ödülü verildi. Yorumunuz?
U- Karaoğlan, biz Kızılderili katliamı yaptık, demiş miydi ki…
Ç- Siz de ne Şeriat ne darbe mi diyorsunuz?
U- Şeriat diyorum! En azından kestiği parmak acımaz!
Ç- Gericisiniz yani?!
U- Gerici değil vericiyim. Uzat antenlerini!
Ç- Hayatta hiç kendi başınıza iş yaptınız mı?
U- Yok, biz emir kuluyuz. Kuveyt Emiri nin!
Ç- Cinayet saati neredeydiniz?
U- Cinayeti işliyordum!
Ç- Akıllı olduğunuza inanıyor musunuz?
U- Akıllıyım ama tayyare başımın üzerinden geçiyor!
Ç- Genelde hüzünlümü sünüz?
U- Hem de nasıl, seneye kalmaz ağlarım!
Usta- Çok vahim, yoksulluktan yağsız et yiyoruz!
Ç- ‘Halkların kardeşliği’ desem?
U- Siz kardeşsiniz evlenemezsiniz derim!
Ç- Şu anki psikolojinizi öğrenebilir miyiz?
U- Ara sıra insanlaşabiliyorum!
Ç- Neden böylesiniz?
U- Nasıl yani; fabrika ayarlarımla oynanmış gibi mi davranıyorum?
Ç- Biliyorsunuz, A.B.D. Başkanı Obama ya Nobel ödülü verildi. Yorumunuz?
U- Karaoğlan, biz Kızılderili katliamı yaptık, demiş miydi ki…
Ç- Siz de ne Şeriat ne darbe mi diyorsunuz?
U- Şeriat diyorum! En azından kestiği parmak acımaz!
Ç- Gericisiniz yani?!
U- Gerici değil vericiyim. Uzat antenlerini!
Ç- Hayatta hiç kendi başınıza iş yaptınız mı?
U- Yok, biz emir kuluyuz. Kuveyt Emiri nin!
Ç- Cinayet saati neredeydiniz?
U- Cinayeti işliyordum!
Ç- Akıllı olduğunuza inanıyor musunuz?
U- Akıllıyım ama tayyare başımın üzerinden geçiyor!
Ç- Genelde hüzünlümü sünüz?
U- Hem de nasıl, seneye kalmaz ağlarım!
20 Nisan 2010 Salı
18 Nisan 2010 Pazar
13 Nisan 2010 Salı
10 Nisan 2010 Cumartesi
HATA SÖZLERİ
Karanlığa küfredeceğine bir mum yak.
- Olur! Önce küfredeyim, sonra mumda yakarım meşalede!
Ne ekersen onu biçersin.
- Ne ekersem, ‘ne’ biçmem gerekmiyor mu?
Ya da onu biçersem, sonra on biri mi biçerim?
Sakla samanı gelir zamanı.
- Niye ahırda ki inek teşekkür mü edecek?
Gülme komşuna gelir başına.
- Bakıyorum komşumun durumu gayet güzel. Gülüyorum ama başıma gelmiyor.
Bir yerde hata yapıyorum ama ne?
Acele işe şeytan karışır.
- Peki, şeytanla yapılan işe?
Mum dibine ışık vermez.
- Bu sözü söyleyen Ata biraz bekleseymiş, mumun yandıkça eğildiğini görecekti dibine ışık vermek için. Aceleyle söylenmiş bir laf.
Kedi uzanamadığı ete mundar der.
- Mundar kelimesini ben bile bilmezken kediler nerden bilsin!
İstikbal göklerdedir.
-İstikbal göklerde ise karıncaların yerde işi ne?
Düşenin dostu olmaz.
- Olmaz olur mu, düşenin dostu karıncalar olur!
Sabreden derviş muradına ermiş.
- Biz ne dervişiz nede sabrımız var. Nasıl olacak!
Bana arkadaşını söyle sana kim olduğunu diyeyim.
- Facebook’a bakmak yok ama!
İnsanoğlu çiğ süt emmiştir.
- Ne yani annelerimizi kaynar kazana mı atsaydık!
Armudun iyisini ayılar yer.
- Ne diyeyim şimdi...Ne desem boş!
Ayağını yorganına göre uzat.
- Bu gelişmeyi engeller, doğrusu şöyle olmalı.
Yorganını ayağına göre uzat! (Hımm sevdim bunu)
Gidemediğin yer senin değildir.
Gitmesek de kalmasak da o köy bizim köyümüzdür.
Bu ne şimdi. Ataların kafası mı karıştı ne?
Benim adım Hıdır elimden gelen budur.
-Bu mu dur, bu dur!
- Olur! Önce küfredeyim, sonra mumda yakarım meşalede!
Ne ekersen onu biçersin.
- Ne ekersem, ‘ne’ biçmem gerekmiyor mu?
Ya da onu biçersem, sonra on biri mi biçerim?
Sakla samanı gelir zamanı.
- Niye ahırda ki inek teşekkür mü edecek?
Gülme komşuna gelir başına.
- Bakıyorum komşumun durumu gayet güzel. Gülüyorum ama başıma gelmiyor.
Bir yerde hata yapıyorum ama ne?
Acele işe şeytan karışır.
- Peki, şeytanla yapılan işe?
Mum dibine ışık vermez.
- Bu sözü söyleyen Ata biraz bekleseymiş, mumun yandıkça eğildiğini görecekti dibine ışık vermek için. Aceleyle söylenmiş bir laf.
Kedi uzanamadığı ete mundar der.
- Mundar kelimesini ben bile bilmezken kediler nerden bilsin!
İstikbal göklerdedir.
-İstikbal göklerde ise karıncaların yerde işi ne?
Düşenin dostu olmaz.
- Olmaz olur mu, düşenin dostu karıncalar olur!
Sabreden derviş muradına ermiş.
- Biz ne dervişiz nede sabrımız var. Nasıl olacak!
Bana arkadaşını söyle sana kim olduğunu diyeyim.
- Facebook’a bakmak yok ama!
İnsanoğlu çiğ süt emmiştir.
- Ne yani annelerimizi kaynar kazana mı atsaydık!
Armudun iyisini ayılar yer.
- Ne diyeyim şimdi...Ne desem boş!
Ayağını yorganına göre uzat.
- Bu gelişmeyi engeller, doğrusu şöyle olmalı.
Yorganını ayağına göre uzat! (Hımm sevdim bunu)
Gidemediğin yer senin değildir.
Gitmesek de kalmasak da o köy bizim köyümüzdür.
Bu ne şimdi. Ataların kafası mı karıştı ne?
Benim adım Hıdır elimden gelen budur.
-Bu mu dur, bu dur!
7 Nisan 2010 Çarşamba
6 Nisan 2010 Salı
5 Nisan 2010 Pazartesi
30 Mart 2010 Salı
Yoksa gizli solcu muyum?
Tut ki çıldırdım!
Tut ki ölüyorum!
Gizli buzlanma…
Hani benim Dev-Gençliğim anne? Sağa baktım Hüsamettin Cindoruk. Mecburen sola baktım….
Anne ben solcu mu oldum?
Solcu olunmaz oğlum doğulur, demesini beklerdiniz ama o, ne o gominist mi oldun, derdi.
Tamam, daha anarşist bir ruha sahip olabilirim lakin bu hayat beni ehilleştirdi biraz olsun!
Donelere bakıyorum;
Öyle bir emare yok. Nerden çıktı şimdi bu durduk yerde.
Tamam, cehepe ye oy vermiyorum ama Deniz Baykal’dan da nefret etmiyorum.(Solculukta cehepe’yi niye baz aldım ki?)
Bol oturgaçlı götürgeçle (otobüs oluyor meraklısı için) karlı kayın ormanından da geçmedim.
Tamam, hocam, iyi solcular da cennete gidecek mi sorusuna henüz cevap alamadım.
Tamam, tekel işçilerine destekte vermedim ki. Devletin işçisi mi olur yahu diyerek.
Taşı sol elimle fırlatıyorum ama kalemi sağ elimle tutuyorum.
Laik miyim, değil. Solculuğa layık mıyım? Solculuk bana layık mı?
Her işe sağ taraftan başlayan bir inanca sahipken bakıyorum; sağ sileceklerim çalışıyor, sol sinyallerim bozuk.
Tamam, kalbim sol tarafta ama tuvalete de sol ayakla giriyorum.
Süleyman Demirel gibi sağ gösterip, sol mu vurayım? Yok yapamam.
Nihat Genç gibi; Amerikan emperyalizmine ana avrat dümdüz gitsem, saçı sakalı ve hatta kelimeleri dağıtsam, filozofla sam!
‘İnsanlar doğduğu fikirle’ ölsün de demiyorum elbette.
Ahmet Hakan gibi de; ‘ hayatım boyunca ne sağcı oldum ne de muhafazakar' diyerek omurgasızlık ta yapamam ki.
Düşünsenize liseye gidene kadar Karl Marks’ı, kral Marks olarak tanıdım. Bu da benim cahilliğimin bir göstergesi, hatta hava yastığı. Das Kapitali de okumadım ki. Şimdiki gençler kapitalin peşinde. Yok, anacığım yok, benden solcu molcu olmaz.
Solcu arkadaşların hatırına solcu olabilir miyim diyorum, ııh!
Üniversitede olsam kız arkadaşın hatırına olur muyum diyorum, yine ııh! Aşırı solcu ve Marksist kızlarda pek çirkin oluyor anacığım. Ne yani kızı türkü bara bırakıp cumaya mı gidecektim. O fala bakıp ben istihareye mi yatacaktım.
O, ‘Sevişmek ah ne hoştur yıldızların altında’ şarkısını söylerken;
ben o şarkıyı,’İbadet ah ne hoştur yıldızların altında’ diye mi okuyacaktım.
İlahileri yokmuydu " Sol cennetin ırmakları " diye...
-Abi o "Şol cennetin ırmakları" değilmiydi?
-Pardon ya!
Sol söylemlere bakıyorum; halkların kardeşliği, tüm özgürlükleri desteklemek, emperyalizm karşıtlığı, eşitlik, emek, ekmek, ekmek mi? Kulağa hoş gelen şeyler. Leblebi çerez gibi. Demek ki kafelerde bağlama çalıp, Nazım şiirleri okumak değil solculuk? Yoksa dine mesafeli durmak ta değil. Peki ne?
Solculuk afyondur!
Sağcılık Afyonkarahisar!
Daha bir sürü şey.... Solcu arkadaşlarım olsun. İçlerinden iyi edebiyatçı çıkıyor.
İşte böyle solcu arkadaşları kırmayayım diye, Öylesine Yazılar adlı kitabıma koymadığım bir söz vardı. Kelimelere takla attırmakta pek maharetliyim ya;
Her taşın altından Çapanoğlu çıkmıyor artık
Sadece sol’u canlar çıkıyor!
Demiştim yıllar önce. İşte o söz bu söz. Oysa 14 yıl sonra bakıyorum da; her taşın altından; askerlerden tutun, ulusolculara, tatlı su milliyetçilerine, dinci (bu lafı da sevmiyorum ya, dindar değil)’lere varana kadar her görüşten vatan kurtarıcılarına rastlıyoruz.
Solcu ve Marksistler iyi yazıyor tezinden geldim aslında buraya. Kabul ediyorum güzel makale yazamıyorum ama Cenap Şahabettin’ce güzel sözler yazmada da kimse elime su dökemez. Bu konuda da o derece iddialıyım. Neyse solculuk almayayım, alanada mani olmayayım.
Tut ki ölüyorum!
Gizli buzlanma…
Hani benim Dev-Gençliğim anne? Sağa baktım Hüsamettin Cindoruk. Mecburen sola baktım….
Anne ben solcu mu oldum?
Solcu olunmaz oğlum doğulur, demesini beklerdiniz ama o, ne o gominist mi oldun, derdi.
Tamam, daha anarşist bir ruha sahip olabilirim lakin bu hayat beni ehilleştirdi biraz olsun!
Donelere bakıyorum;
Öyle bir emare yok. Nerden çıktı şimdi bu durduk yerde.
Tamam, cehepe ye oy vermiyorum ama Deniz Baykal’dan da nefret etmiyorum.(Solculukta cehepe’yi niye baz aldım ki?)
Bol oturgaçlı götürgeçle (otobüs oluyor meraklısı için) karlı kayın ormanından da geçmedim.
Tamam, hocam, iyi solcular da cennete gidecek mi sorusuna henüz cevap alamadım.
Tamam, tekel işçilerine destekte vermedim ki. Devletin işçisi mi olur yahu diyerek.
Taşı sol elimle fırlatıyorum ama kalemi sağ elimle tutuyorum.
Laik miyim, değil. Solculuğa layık mıyım? Solculuk bana layık mı?
Her işe sağ taraftan başlayan bir inanca sahipken bakıyorum; sağ sileceklerim çalışıyor, sol sinyallerim bozuk.
Tamam, kalbim sol tarafta ama tuvalete de sol ayakla giriyorum.
Süleyman Demirel gibi sağ gösterip, sol mu vurayım? Yok yapamam.
Nihat Genç gibi; Amerikan emperyalizmine ana avrat dümdüz gitsem, saçı sakalı ve hatta kelimeleri dağıtsam, filozofla sam!
‘İnsanlar doğduğu fikirle’ ölsün de demiyorum elbette.
Ahmet Hakan gibi de; ‘ hayatım boyunca ne sağcı oldum ne de muhafazakar' diyerek omurgasızlık ta yapamam ki.
Düşünsenize liseye gidene kadar Karl Marks’ı, kral Marks olarak tanıdım. Bu da benim cahilliğimin bir göstergesi, hatta hava yastığı. Das Kapitali de okumadım ki. Şimdiki gençler kapitalin peşinde. Yok, anacığım yok, benden solcu molcu olmaz.
Solcu arkadaşların hatırına solcu olabilir miyim diyorum, ııh!
Üniversitede olsam kız arkadaşın hatırına olur muyum diyorum, yine ııh! Aşırı solcu ve Marksist kızlarda pek çirkin oluyor anacığım. Ne yani kızı türkü bara bırakıp cumaya mı gidecektim. O fala bakıp ben istihareye mi yatacaktım.
O, ‘Sevişmek ah ne hoştur yıldızların altında’ şarkısını söylerken;
ben o şarkıyı,’İbadet ah ne hoştur yıldızların altında’ diye mi okuyacaktım.
İlahileri yokmuydu " Sol cennetin ırmakları " diye...
-Abi o "Şol cennetin ırmakları" değilmiydi?
-Pardon ya!
Sol söylemlere bakıyorum; halkların kardeşliği, tüm özgürlükleri desteklemek, emperyalizm karşıtlığı, eşitlik, emek, ekmek, ekmek mi? Kulağa hoş gelen şeyler. Leblebi çerez gibi. Demek ki kafelerde bağlama çalıp, Nazım şiirleri okumak değil solculuk? Yoksa dine mesafeli durmak ta değil. Peki ne?
Solculuk afyondur!
Sağcılık Afyonkarahisar!
Daha bir sürü şey.... Solcu arkadaşlarım olsun. İçlerinden iyi edebiyatçı çıkıyor.
İşte böyle solcu arkadaşları kırmayayım diye, Öylesine Yazılar adlı kitabıma koymadığım bir söz vardı. Kelimelere takla attırmakta pek maharetliyim ya;
Her taşın altından Çapanoğlu çıkmıyor artık
Sadece sol’u canlar çıkıyor!
Demiştim yıllar önce. İşte o söz bu söz. Oysa 14 yıl sonra bakıyorum da; her taşın altından; askerlerden tutun, ulusolculara, tatlı su milliyetçilerine, dinci (bu lafı da sevmiyorum ya, dindar değil)’lere varana kadar her görüşten vatan kurtarıcılarına rastlıyoruz.
Solcu ve Marksistler iyi yazıyor tezinden geldim aslında buraya. Kabul ediyorum güzel makale yazamıyorum ama Cenap Şahabettin’ce güzel sözler yazmada da kimse elime su dökemez. Bu konuda da o derece iddialıyım. Neyse solculuk almayayım, alanada mani olmayayım.
25 Mart 2010 Perşembe
23 Mart 2010 Salı
Marketteyiz II

Müşteri: Dış kapının mandalı geldi mi?
Eleman: Sadece Nahit Menteşe’si geldi!
M: Bu fiyatlar nasıl belirleniyor, oğlum?
E: Rağbet olunca fiyatlar yükseliyor.
Rekabet olunca fiyatlar düşüyor ablacım.
M: Evladım, sizde ucuz ve güzel bir şey var mı?
E: Şu yeni giren arkadaşı versek, hem güzel hem de asgari ücretle çalışır.
M: Bu ülkede hayvan kıtlığı mı var ki et bu kadar pahalı?
E: O kastettiğiniz hayvanların etinden yararlanamıyoruz maalesef!
M: Ben tefek yaprağına bakmıştım.
E: Üzüm yaprağı versek, aynısı olur.
M: Oğlum sen bilirsin; kemiksiz ete niye kuşbaşı deniliyor?
E: Kasaplık yüksek okulunda o dersler boş geçiyordu teyze, öğrenemedik.
M: Çatlak zeytin var mıydı?
E: Anladım çizik zeytin istiyorsunuz.
M: Billur bulunur mu?
E: İyotlu mu, iyotsuz mu?
M: Yok, danalarda oluyor hani
E: Anladım, sizi kasap reyonuna göndereyim.
M: Lorenzo’nun yağından kaldı mı?
E: Liberalizmin kaymak tabakasından versek!
M: Sigortanız var mı oğlum?
E: Herkesin yok tabi.
M: Olur mu, elektriklerin bile sigortası var çocuğum!
M: Dr. Oetker geldi mi?
E: Ameliyata girdi. Hastanın midesinde ki pudingi çıkaracak!
M: Bana kıyma lütfen.
E: Olur kıymam!
M: ‘Şey’ler ne tarafta acaba?
E: Dimdirek gidin orada!
21 Mart 2010 Pazar
Dünya
Tarihin kaba etine batırılan
hoyrat bir el çekti
tetiği;
Dünyaya kötülük sızdı.
Bereket getirmedi hiçbir tarlaya
kurşun yağmurları...
Sahi,
Hayat kaçaydı sizin oralarda?
Yoksa ölenler mi fazlaydı
dünyanızda?
Haritadan silinmiş ülkelerin
insanları mutlu mudurlar ha!
Akıllı insanlarız biz.
Herşeyi biliriz de;
Düşmanı öldürmek mi
zor,
Düşman çatlatmak mı
bilemeyiz.
hoyrat bir el çekti
tetiği;
Dünyaya kötülük sızdı.
Bereket getirmedi hiçbir tarlaya
kurşun yağmurları...
Sahi,Hayat kaçaydı sizin oralarda?
Yoksa ölenler mi fazlaydı
dünyanızda?
Haritadan silinmiş ülkelerin
insanları mutlu mudurlar ha!
Akıllı insanlarız biz.
Herşeyi biliriz de;
Düşmanı öldürmek mi
zor,
Düşman çatlatmak mı
bilemeyiz.
16 Mart 2010 Salı
15 Mart 2010 Pazartesi
12 Mart 2010 Cuma
11 Mart 2010 Perşembe
Tembellik

Baba, ‘senin işte ne işin var’ diyen kızım varken;
Ne patronum olsun isterim, ne amirim ne de şefim.
Ne mesai saati, ne sicil dosyam…
Ne tatile gün sayıp, ne pazartesi sendromu yaşayayım,
Kimse demesin bana; ileri git, beri gel, ötede dur.
Ne kaçayım ne de anam ağlasın.
Ne delinin önde gideni olayım,
Ne de sivri zekalı.
Hem, ‘çalışmak iyi bir şey olsaydı, üstüne para vermezlerdi’ denilirken.
Ne çok param olsun isterim, nede pulsuz kalayım.
Kafam basmasın para işlerine.
Hani şairin dediği gibi;
Önlerine ekmek sırtlarına kötek atılmayan sahipsiz köpekler var ya
En iyisi onlar gibi özgür olsam.
Biraz sakinlik, biraz huzur,
Benim olsun.
Başka da bir şey olmasın.
9 Mart 2010 Salı
7 Mart 2010 Pazar
5 Mart 2010 Cuma
Yüreğimdeki sızı

Her şey azalıyor yavaş yavaş;
Su gibi, ağaç gibi, dostluk gibi, ömür gibi
Her şey kaçıyor;
Gölge gibi, fırsat gibi, çocuk gibi
Öyle bir dünya kurdular ki
Önce yosunlar öldü, sonra dereler,
Sonra insanlık!
İyi niyeti namluya bıraktık biz
Önceleri daha berraktık
Yavaş yavaş renklileştik
Kötüye "kötü" diyemedik
Asansördeki kadar bile yakın olamadık.
Hangi yürek dayanır bu yüreksizliğimize?
Küçükken annemiz sallardı bizi
Büyüsün diye
Şimdi ise onlar hırpalıyor
Küçülsün diye
Bu enkazı tartmaz gönlüm
Bu insafsızlığı, bu insansızlığı
Öyle bir dünya kurdular ki
Önce yosunlar öldü, sonra dereler,
Sonra insanlık!
28 Şubat 2010 Pazar
Feysbuk!
adem, Facebook’a üye oldu.
On saniye önce…
adem, Face de birine bakıp çıkacağım, dedi. Giriş o giriş, hala içerde.
adem, edi ile büdü’nün arkadaşı oldu.
adem, profilindeki ‘evli’ durumunu ‘bekar’ olarak değiştirenler grubuna girmekten tırstı.
adem, ‘her beş kişiden altısının şair’ olduğu güzel yurdum grubuna katıldı.
Üç dakika önce…
adem, ‘hayatta muhteşem hatalar yaptı’ ama kimse alkışlamadı
adem, ‘hay bin kunduz’ yuvası grubuna çalı taşıyacak 1 milyon kişi arıyor a katıldı.
adem, darbeyi sevenler grubunu yok saydı.
adem, darbeyi sevenler grubunca dürtüldü.
adem, ‘ne şeriat, ne darbe diyenler’ grubuna bön bön baktı.
adem, tavuk mu yumurtadan çıkar, yumurta mı tavuktan, tartışmasına katıldı. Tavuk yumurtadan çıkar, yumurta da popo dan diyerek son noktayı koydu.
adem, internet başında prostat olanlar grubundan ayrıldı ama yinede prostattan kurtulamadı.
adem, ‘uyuma uyudukça sıra sana gelecek grubu’ na yorum yazdı:-ah keşke, dedi.
adem, sade suya tirit fotoğrafına yorum yaptı: -suyu fazla kaçmış, dedi.
adem, her grup kendi bacağından asılır, duvarına yazdı.
adem, seni seviyorum Havva dedi. Havva da başka çaren yok ki Adem, dedi.
adem, duvardan duvara baktı. Adnan beyin Bihter ölçeğine göre haliçlenmesini ! (bkz.altın boynuz) gördü.
adem, Atilla Taş’la mı çökelek, yoksa yalnız mı çökelek, dedi.
adem, eti gözüküp de pufu gözükmeyenleri dürttü.
5 kişi daha bunu beğendi.
adem, karınca derisinden yapılan Kızılay çadırlarına hayran kaldı.
adem, Zurnanın son deliği ne etiketlendi.
adem, Çinliyle Hintliyi birleştirdi Çintli yaptı.
Sen ve üç kişi bunu beğendiniz.
adem, ‘Olabilirsen başkalarından daha akıllı ol ama bunu başkalarına belli etme’ grubundan ayrıldı.
adem, ‘kaplumbağa ile şehir turuna katılacak 500 bin zırdeli arıyoruz grubu’na katıldı.
adem, ‘kırk yaşından sonra azanı teneşir paklar grubu’na katılır gibi oldu.
adem, ‘sen bana baktın ben sana baktım, şimdi beş çocuğa bakıyoruz’ duvarına baktı.
adem, grup indiriminden yararlandı.
adem, geçmişe mazi derlerse, bizim köyün adı niye hala geçmiş, diye mırıldandı.
adem, arama motorunun mazotunu koyanlar grubuna etiketlendi.
adem, Kuran- ı kerimi okumayıp, hayran olanların hayranı oldu.
On saniye önce…
adem, Face de birine bakıp çıkacağım, dedi. Giriş o giriş, hala içerde.
adem, edi ile büdü’nün arkadaşı oldu.
adem, profilindeki ‘evli’ durumunu ‘bekar’ olarak değiştirenler grubuna girmekten tırstı.
adem, ‘her beş kişiden altısının şair’ olduğu güzel yurdum grubuna katıldı.
Üç dakika önce…
adem, ‘hayatta muhteşem hatalar yaptı’ ama kimse alkışlamadı
adem, ‘hay bin kunduz’ yuvası grubuna çalı taşıyacak 1 milyon kişi arıyor a katıldı.
adem, darbeyi sevenler grubunu yok saydı.
adem, darbeyi sevenler grubunca dürtüldü.
adem, ‘ne şeriat, ne darbe diyenler’ grubuna bön bön baktı.
adem, tavuk mu yumurtadan çıkar, yumurta mı tavuktan, tartışmasına katıldı. Tavuk yumurtadan çıkar, yumurta da popo dan diyerek son noktayı koydu.
adem, internet başında prostat olanlar grubundan ayrıldı ama yinede prostattan kurtulamadı.
adem, ‘uyuma uyudukça sıra sana gelecek grubu’ na yorum yazdı:-ah keşke, dedi.
adem, sade suya tirit fotoğrafına yorum yaptı: -suyu fazla kaçmış, dedi.
adem, her grup kendi bacağından asılır, duvarına yazdı.
adem, seni seviyorum Havva dedi. Havva da başka çaren yok ki Adem, dedi.
adem, duvardan duvara baktı. Adnan beyin Bihter ölçeğine göre haliçlenmesini ! (bkz.altın boynuz) gördü.
adem, Atilla Taş’la mı çökelek, yoksa yalnız mı çökelek, dedi.
adem, eti gözüküp de pufu gözükmeyenleri dürttü.
5 kişi daha bunu beğendi.
adem, karınca derisinden yapılan Kızılay çadırlarına hayran kaldı.
adem, Zurnanın son deliği ne etiketlendi.
adem, Çinliyle Hintliyi birleştirdi Çintli yaptı.
Sen ve üç kişi bunu beğendiniz.
adem, ‘Olabilirsen başkalarından daha akıllı ol ama bunu başkalarına belli etme’ grubundan ayrıldı.
adem, ‘kaplumbağa ile şehir turuna katılacak 500 bin zırdeli arıyoruz grubu’na katıldı.
adem, ‘kırk yaşından sonra azanı teneşir paklar grubu’na katılır gibi oldu.
adem, ‘sen bana baktın ben sana baktım, şimdi beş çocuğa bakıyoruz’ duvarına baktı.
adem, grup indiriminden yararlandı.
adem, geçmişe mazi derlerse, bizim köyün adı niye hala geçmiş, diye mırıldandı.
adem, arama motorunun mazotunu koyanlar grubuna etiketlendi.
adem, Kuran- ı kerimi okumayıp, hayran olanların hayranı oldu.
23 Şubat 2010 Salı
20 Şubat 2010 Cumartesi
Beni Amazonlar mı emzirdi?

Böyle vasat bir öğrencilik hayatım olsun, hayatta bir baltaya 'sap' olamama durumu olsun, bana bu soruyu sordurdu.
Kolejlerde ısıl işlem de görmedim ki…
O can alıcı soruyu yinelemek istiyorum;
Evet, beni bir Amazon kadını mı emzirdi? Oysa her zaman şunu söylerdim:
Baltanın kendisi olduğumdan zaten 'sapı' olamazdım. Böyle de avuturdum kendimi.
Amazonlar hakkında kısa bir araştırma yaptım, sandalyeden kalkmadan. Google’ dan Wikipedia bir de Termeli yumurta pazarlayan bir arkadaştan öğrendiğime göre;
Efsanevi savaşçı Amazon kadınları M.Ö. 1200 yıllarında Terme (Termisus) kenti civarında yaşamışlar. Tam da bizim orası. Simenit gölü’nde batık şehir ile ilgili kalıntılar olduğu söylenegelmektedir. Göl içerisinde pek çok dalış ve araştırmalar yapılmaktadır. Şimdilerde ise Samsun Büyükşehir Belediyesi Batı Parkta turizm amaçlı heykelini dikti bile. Su kanalları, piknik alanları vs.
Daha iyi savaşabilmek ve ok atabilmek için sağ göğüslerini aldırıyorlarmış.
Şimdi anlaşıldı mı ne demek istediğim. Şayet ben çift kutsal damacanadan içseymişim kim bilir nasıl biri olurdum. Sütü o tek göğüsten alınca olacağı buydu.
‘Her zaman dene
Tekrar dene
Hemen dene
Olsun
Her zaman yenil
Daha iyi yenil
Daima dene
Hep dene
Olsun, hep yenil!’
En iyi sen yenil. İyide yenil yenil nereye kadar?
Baksanıza eksik tahtalarımı toplasanız altı kişi çift taraflı tahtaravalli oynar eminim ki. Tamam, embesil değilim ama geri kalan ömrümü bu kadar akılla mı sürdüreceğim.
Allahın insanlara verdiği en cömert şey akılmış. Bakın hiç kimse aklından şikayet etmiyor. Ben hariç, ben ediyorum. Gerçi benden; daha iki köy, bir kasaba, üç belde de olur ya neyse…
Bana ait fikirleri de sevmiyorum bazen. Yatıya gelmiş gibi duruyorlar, ama değil. Gidici onlar, olsundu, “tükürük de bizimdir ama sevmeyiz onu’
‘Sütü tek göğüsten de almış olsan, böyle zeka geriliğine neden olmaz’ derseniz şunu söyleyebilirim… ya ben sadece dudak tiryakisi isem ya içime çekmemişsem …ondan şüpheleniyorum, orası vahim işte…
Ha bir de savaşçı olmam gerekmiyor muydu ki? Oysa savaşa karşıyım…Savaşma sıvış diyorum. Bende ters etki yaptı zannedersem.
Hikaye bu ya; Mozart’ın Fransız şatosunda cırtlak sesiyle şarkı söyleyip, cariyelerin peşinden koşarken krala yakalanıp, Kralım ben basit bir insanım ama yazdıklarım önemli, diyor. E, benim yazdıklarım da önemli değil ki anacığım.
Bu yazının sonunu getirmek de amma zon muş!
15 Şubat 2010 Pazartesi
13 Şubat 2010 Cumartesi
Marketteyiz
Müşteri – Oğlum kristal kola var mı?
Eleman – O firma ihlas etti teyze…
M – Pille çikolata rafı niye yan yana duruyor evladım?
E – İkisi de enerji verdiğinden…
M – Değerlenmiş mi bu yumurtalar?
( Zam mı gelmiş diyecekken )
M – Siz de mal kıyması var mı?
E – Mal derken?!
M – Pirincin kilo fiyatı mı o?
E – Yok teyze o metre fiyatı.
M – Davul tozları ne tarafta?
E – Minare gölgesinin hemen yanında.
M – Göğüs var mı?
E – Kıllı mı kılsız mı olsun?
M – Çocuk maması var mıydı?
E – Kaç aylık için bakmıştınız?
M – İçimdeki çocuk için düşünmüştüm.
E – …!
M – Kurban eti çekiyor musunuz?
E – Kurbanın kim olduğuna bağlı!
M – Sarelleler ne tarafta?
E – Sanayağlarının yanında!
M – Bu domatesler GeDeOlu mu?
M – Bu noktadan multinet geçiyor mu?
E – Bir alt sokaktan geçiyor efendim.
M – Kıvrık zeytin var mı?
( Kıvırcık zeytin demek istiyor ablam benim )
M – Mayonez kalmadı mı?
E – Rafta yok mu, orda yoksa yoktur!
M – Sizde pişmiş kelle var mı?
E – Yok ama taklidini yapan arkadaş var.
M – Yarım yağlı sütle, tam yağlı sütün farkı ne?
E – Yarım yağlı süt yarım yağlı inekten çıkıyor.
M – Kapı var mı?
E – Çıkışta! (Cappy demek istiyor)
M – 5 tane kola kapağı getirdim. Bardak alacaktım da.
E – Kampanyası bitti!
M – O zaman al da bu kapakları sana kapak olsun!
Eleman – O firma ihlas etti teyze…
M – Pille çikolata rafı niye yan yana duruyor evladım?
E – İkisi de enerji verdiğinden…
M – Değerlenmiş mi bu yumurtalar?
( Zam mı gelmiş diyecekken )
M – Siz de mal kıyması var mı?
E – Mal derken?!
M – Pirincin kilo fiyatı mı o?
E – Yok teyze o metre fiyatı.
M – Davul tozları ne tarafta?
E – Minare gölgesinin hemen yanında.
M – Göğüs var mı?
E – Kıllı mı kılsız mı olsun?
M – Çocuk maması var mıydı?
E – Kaç aylık için bakmıştınız?
M – İçimdeki çocuk için düşünmüştüm.
E – …!
M – Kurban eti çekiyor musunuz?
E – Kurbanın kim olduğuna bağlı!
M – Sarelleler ne tarafta?
E – Sanayağlarının yanında!
M – Bu domatesler GeDeOlu mu?
M – Bu noktadan multinet geçiyor mu?
E – Bir alt sokaktan geçiyor efendim.
M – Kıvrık zeytin var mı?
( Kıvırcık zeytin demek istiyor ablam benim )
M – Mayonez kalmadı mı?
E – Rafta yok mu, orda yoksa yoktur!
M – Sizde pişmiş kelle var mı?
E – Yok ama taklidini yapan arkadaş var.
M – Yarım yağlı sütle, tam yağlı sütün farkı ne?
E – Yarım yağlı süt yarım yağlı inekten çıkıyor.
M – Kapı var mı?
E – Çıkışta! (Cappy demek istiyor)
M – 5 tane kola kapağı getirdim. Bardak alacaktım da.
E – Kampanyası bitti!
M – O zaman al da bu kapakları sana kapak olsun!
8 Şubat 2010 Pazartesi
7 Şubat 2010 Pazar
Isı Yokluğu

Bunları bilmek isteyeceğini sanmıyorum;
...
Şimdi hangi yüzle bakacak yüzümüze yeryüzü
Gecenin koyu mavisinde
Kuytular sessizlik, tepeler haykırıştır.
Gençliğin silik yüzlerini hatırlamak istemez
hayatı ciddiye alan.
Sürahilerin bir derdi yok aslında
bardaklar olmasa
Kaburga kemiği gibi eğildi insanlar
-paranın karşısında-bitiveren umutlarıyla
Bu kaçıncı bahar?
Böyle naz mı olur?
Günlerin hıçkırığı içimde
İstediğim dert, bu değil
Etrafımda dönen pervane misin;
Yoksa ince bir sızı mı yüreğimde…
Kapılar niye kapalı, ıslık çalan rüzgara karşı
Günah gözlerin vebali vardı gülkurusu akşamlarda
Eylüller derdime çare değil
Gecenin gölgesinde kayboldu tüm rüyalarım
Sonsuzluğa merdiven dayadım
Susuzluğun içinde boğuldum
Bugün aynı dünkü gibiyim,
Gündüzleri çuvala koydum kafa ütülüyorum…
İşte iyi bir dünya; al yarısı senin olsun!
Al bir tas mutluluk sana
Hayat neye benziyor dersin,
Ya kırık bir kalp ya da bir teselli
Evet evet ucuz yürek bunlar
aklımdasın hayat!
…
Çocuklar anaya sığınır ana kime?
suda boğulan balık, bulutu ağlatan ne?
Bu haykırış kime?
Eyvah! Bu ses kimin ya bu kavga
Bir damla kan bin acı demek
Çağrıya parça parça toplandılar
Küçük tekmeler bunlar bebek
Vuslatın beşiğinde büyümüşüm…
Hayat sanki amiral battı oyunu
Sabun köpüğü gibi yalancıydı dostluklar
Önce büyüdü, parladı sonra bitti.
İçine sığmadı dolunayın büyüklüğü
Hergün gelişen ne var hayatımızda
nefsimizden başka…
Ya göl yoğurt tutsaydı. Hadi oradan
kıdemli yalancı.
Mazeret kabul etmiyorum.
Cüzdanını sattı, kimliği de içindeydi
Daha sen bilemezsin;
Parasını verene beleş bu hayat
Hangimiz aldık hayatın darasını
İyiki maviyi unutmamışım
Abiler amca olmuş, amcalar kocamış,
kocayanlar göçmüş.
Ayağı şişman çocuk nerede?
Kaç kere rafine bu
Tadı dalağımda kaldı.
Köpek gibi havlamasını bilmiyorum
Konuşmaya çalışıyorum sadece
kayıp sözlerle…
6 Şubat 2010 Cumartesi
2 Şubat 2010 Salı
Çarşamba Ağzı
,


Çarşambi bi liri
Cetten hızlı gidi
Döllere para almi
Döller ayakta gidi
Şişmanna iki koltuk veri
Kurbağaya "göden" di
Misir ekma yi
Ondörtlü tabanca taşi
Sepete "köön" di
Sekiz köşeli şapka giyi
Koşmaya "siit" di
Banyoya "çimmek" di
Su kuyusuna "puvar" di
Kümese "pin" di
Ahıra "tam" di
Bahçe duvarına "fıraktı" di
Merdivene "badal" di
Düğmeye "gopça" di
Hayvanlara "mal" di
Bi de;
"İzzettin çavuş ölmüş
Zayma şakir ağlamaya gitmiş di"
Daha ne dim
Bilmim ki...
Cetten hızlı gidi
Döllere para almi
Döller ayakta gidi
Şişmanna iki koltuk veri
Kurbağaya "göden" di
Misir ekma yi
Ondörtlü tabanca taşi
Sepete "köön" di
Sekiz köşeli şapka giyi
Koşmaya "siit" di
Banyoya "çimmek" di
Su kuyusuna "puvar" di
Kümese "pin" di
Ahıra "tam" di
Bahçe duvarına "fıraktı" di
Merdivene "badal" di
Düğmeye "gopça" di
Hayvanlara "mal" di
Bi de;
"İzzettin çavuş ölmüş
Zayma şakir ağlamaya gitmiş di"
Daha ne dim
Bilmim ki...
31 Ocak 2010 Pazar
30 Ocak 2010 Cumartesi
Biz eskiden
Biz eskiden; bulutlara bakıp şekiller çıkarırdık
Bankaya para yatırmak nedir, bilmezdik.
Biz eskiden; seferlere çıkardık akıncılarla
"Biz eskiden" diye başlayan şiirler yazmazdık.
Biz eskiden; su içerdik testiden
Cam sürahi, likör kadehi nedir, bilmezdik.
Biz eskiden; yağmur altında çelik-çomak oynardık
Ayranı üfleyerek içmek nedir, bilmezdik.
Biz eskiden; ava çıkardık lakin
Çantada keklik nedir, bilmezdik.
Biz eskiden; sırtüstü çimenlere yatıp hayaller kurardık
Şeytanın başını okşamak nedir, bilmezdik.
Biz eskiden; nice kumandanlar esir etmişiz de
Böyle uzaktan kumandalara esir olmak nedir, bilmezdik.
Bankaya para yatırmak nedir, bilmezdik.
Biz eskiden; seferlere çıkardık akıncılarla
"Biz eskiden" diye başlayan şiirler yazmazdık.
Biz eskiden; su içerdik testiden
Cam sürahi, likör kadehi nedir, bilmezdik.
Biz eskiden; yağmur altında çelik-çomak oynardık
Ayranı üfleyerek içmek nedir, bilmezdik.
Biz eskiden; ava çıkardık lakin
Çantada keklik nedir, bilmezdik.
Biz eskiden; sırtüstü çimenlere yatıp hayaller kurardık
Şeytanın başını okşamak nedir, bilmezdik.
Biz eskiden; nice kumandanlar esir etmişiz de
Böyle uzaktan kumandalara esir olmak nedir, bilmezdik.
28 Ocak 2010 Perşembe
26 Ocak 2010 Salı
Aklımdasın
O kadar bekleyemem,
Herkes bir gün evine döner.
yaşamayı becerebilenler,
öncelikle
insanca yaşamayı...
...
Ay üşüdü geceyi beklerken,
Sen hala yoksun.
Islak kuşların şarkılarına aldanma.
onlar uçmuş bir kere
Mavi şafaklara söyledim
türkülerimi
baykuşlar uyurken.
Güneş ayırdım sana
Kırılmadık yer bırakmadın ki kalbimde
lakin,
Namaz gibi aklımdasın.
Kitaplarına sarıldığın gibi sarıl
bana ve hayata.
Söz!
Yüreğimi beğenmezsen gidersin.
Herkes bir gün evine döner.
yaşamayı becerebilenler,
öncelikle
insanca yaşamayı...
...
Ay üşüdü geceyi beklerken,
Sen hala yoksun.
Islak kuşların şarkılarına aldanma.
onlar uçmuş bir kere
Mavi şafaklara söyledim
türkülerimi
baykuşlar uyurken.
Güneş ayırdım sana
Kırılmadık yer bırakmadın ki kalbimde
lakin,
Namaz gibi aklımdasın.
Kitaplarına sarıldığın gibi sarıl
bana ve hayata.
Söz!
Yüreğimi beğenmezsen gidersin.
19 Ocak 2010 Salı
Coğrafya ve Ben
Tanrı dağı kadar Türk
Hira dağı kadar Müslüman
Tuz gölü kadar sığ
Guam çukuru kadar derin
Arjantin kadar sivri
Madagaskar kadar kenarda
Japonya kadar sağda
Avusturalya kadar düz
Okyanus kadar sulu
Kutuplar kadar dipte
Endenozya kadar dağınık
Mezopotamya kadar arada
Kuzey Kore kadar kapalı
Karadeniz kadar hırçın
Himalayalar kadar ağır
Sibirya kadar soğuk
Sahra kadar bunaltıcı
Türkiye kadar güzel
Hira dağı kadar Müslüman
Tuz gölü kadar sığ
Guam çukuru kadar derin
Arjantin kadar sivri
Madagaskar kadar kenarda
Japonya kadar sağda
Avusturalya kadar düz
Okyanus kadar sulu
Kutuplar kadar dipte
Endenozya kadar dağınık
Mezopotamya kadar arada
Kuzey Kore kadar kapalı
Karadeniz kadar hırçın
Himalayalar kadar ağır
Sibirya kadar soğuk
Sahra kadar bunaltıcı
Türkiye kadar güzel
5 Ocak 2010 Salı
Asgari Ücret
Her altı ayda bir alçakça yükseltilen asgari ücret için 2009’un bitmesine sayılı günler kala, kozmik odada tespit komisyonu toplanır. Yeni yıla mandalina yiyerek ve bayat Levent Kırca esprileri seyrederek girecek olan yurdum insanının asgari/en az ücreti belirlenecek. Hiç biri de asgari ücretli olmayanlar tarafından...
Yoklama alınır:
Herkes hazır mı arkadaşlar?
Hükümet yetkilisi? -Burada.
İşveren vekili? -Burada.
İşçi temsilcisi? -Yok.
Neyse olmasa da olur. Hade başlayalım:
Açlık sınırı? 795 lira. Yoksulluk sınırı?2.588 lira. Hım! Meksika sınırı? İşçinin siniri? O henüz belli değil. Ücret açıklanınca sinir katsayısı, yıllık bazda kümülatif artış oranına bağlı. İyi de bu sınırları kim koyuyor? Açlığın sınırı mı olur? Aç mezarı var mı? Şu mezarda kim var?. Tokluk sınırı ne? Açgözlülüğün sınırı ne kadar azizim? Dalaylama dalaylama konuşturmayın beni.
Biz diyor muyuz azami ücret şu kadar olacak diye? En az ücret 577 lira olacak diyoruz. Başkada bir şey demiyoruz. Şunu diyoruz; İşçinin koliyi kaldırması için eğitime ihtiyacı yok. Eğitim parasını düş. Sağlık dersen, bak domuz gribi aşısı bile olmuyor. Sağlığı da düş. Giyim kuşam derseniz işyeri elbiseleri, tulum vs düş düş. Hem 1 Mayıs gösterilerinde kırıp döktükleri cam çerçeve, yaktıkları otomobiller. Gerçi onlar asgari ücretli değil ama olsundu.
Yarın gazetelerde oku; yok 41 simit parası, yok sadaka gibi zam. Para vaadıda biz mi vermedik? Bak Yunanistan iflasta, Dubai öyle. Dubai mi? Yılbaşını orada geçirecektik. Vergiler? Alan vergisi mi? Yok canım, asgari ücretin vergisi. Onu işçi ödüyor ya zaten. Sıka sıka ödeyecek. Hımm!
Arkadaşlar polis kokusu alıyorum. Bu odaya polis girebiliyor muydu? Şu kağıdı biriniz hemen yutsun.
Yoklama alınır:
Herkes hazır mı arkadaşlar?
Hükümet yetkilisi? -Burada.
İşveren vekili? -Burada.
İşçi temsilcisi? -Yok.
Neyse olmasa da olur. Hade başlayalım:
Açlık sınırı? 795 lira. Yoksulluk sınırı?2.588 lira. Hım! Meksika sınırı? İşçinin siniri? O henüz belli değil. Ücret açıklanınca sinir katsayısı, yıllık bazda kümülatif artış oranına bağlı. İyi de bu sınırları kim koyuyor? Açlığın sınırı mı olur? Aç mezarı var mı? Şu mezarda kim var?. Tokluk sınırı ne? Açgözlülüğün sınırı ne kadar azizim? Dalaylama dalaylama konuşturmayın beni.
Biz diyor muyuz azami ücret şu kadar olacak diye? En az ücret 577 lira olacak diyoruz. Başkada bir şey demiyoruz. Şunu diyoruz; İşçinin koliyi kaldırması için eğitime ihtiyacı yok. Eğitim parasını düş. Sağlık dersen, bak domuz gribi aşısı bile olmuyor. Sağlığı da düş. Giyim kuşam derseniz işyeri elbiseleri, tulum vs düş düş. Hem 1 Mayıs gösterilerinde kırıp döktükleri cam çerçeve, yaktıkları otomobiller. Gerçi onlar asgari ücretli değil ama olsundu.
Yarın gazetelerde oku; yok 41 simit parası, yok sadaka gibi zam. Para vaadıda biz mi vermedik? Bak Yunanistan iflasta, Dubai öyle. Dubai mi? Yılbaşını orada geçirecektik. Vergiler? Alan vergisi mi? Yok canım, asgari ücretin vergisi. Onu işçi ödüyor ya zaten. Sıka sıka ödeyecek. Hımm!
Arkadaşlar polis kokusu alıyorum. Bu odaya polis girebiliyor muydu? Şu kağıdı biriniz hemen yutsun.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)

























